MARDİN

 Gecesi gerdanlık gündüzü seyranlık şeklinde tanımlanan Mardin'i anlat anlat bitiremeyiz belki ama ben üç maddede elimden geldiğince anlatmaya çalışacağım.

-Mardin'e vardığımızda dikkatimi çeken ilk şey evlerin çatılarında küre biçimindeki beyaz su depoları oldu. Neredeyse her evin üstünde olan bu büyük toplar kuraklık yaşanan bölgede her an yaşanabilecek su sıkıntıları için bir önlemmiş. Çatı deyince aklımıza hemen kiremitten eğimli yapılar gelmesin. Çünkü tüm çatılar kiremitsiz ve dümdüz bir biçimde yapılmış. Yaz sıcağında evde uyumak yerine bu damlarda uyuyormuş insanlar zira. 

-Turumuzda bir Müslüman bir Hristiyan mabedi gezmek amacıyla ilk olarak  Deyrulzafaran Manastırı'na vardık. Süryanilerin önemli ibadet noktalarından biri olan bu manastırda hala aktif olarak ibadet ediliyormuş. Bu yüzden bazı bölümleri ziyarete açık değildi. Gezdiğimiz kısımlarda ise rehberlerin organizasyonu çok profesyoneldi. Tüm ziyaretçileri hızlıca gruplandırıp gezdiriyorlardı ve her noktada bilgilendiriyorlardı. 



-Kasımiye Medresesi ise yakın zamanda bir üniversitenin himayesine alındığından bazı bölümleri zaman içinde zarara uğramış. Orada ziyaretçilere medreseyi tanıtacak bir sistem de henüz oluşturulmamış. Bu sebeple biz kendi rehberimizle gezdik ve onun anlatımlarıyla tanıdık bu medreseyi. Rivayete göre Kasım Paşa burada öldürülmüş. Kasım Paşa’nın kız kardeşi ise Kasım Paşa öldürüldüğünde kanlı gömleğini ağıtlar eşliğinde bu medresenin dış duvarlarına sürmüş, günümüzde o duvarlara su döküldüğünde ortaya çıkan izlerin Kasım Paşa'nın kan izleri olduğuna inanılıyormuş. Ayrıca medresenin kubbelerinin birbirinden farklı olması dikkatimizden kaçmadı. Bunun sebebi ise farklı dönemlerde inşa edilmeleriymiş. Medresenin bahçesinde akan bir çeşme ve bu çeşmenin oluşturduğu bir havuz yer alıyor. Çeşme ve havuz da insanın doğumundan ölümüne kadarki yolculuğunu simgeliyormuş. 



-Son durağımız olan eski Mardin; televizyonda dizilerde ve gezi programlarında gördüğümüz, tanıdığımız o büyülü havaya sahip olan ve gitmeyi en çok hayal ettiğim yerlerden biriydi. Dar ve dolambaçlı sokaklarında dolaşırken ,işte şimdi esas Mardin'deyiz, dedik. Ulu Camii'ye kadar bu büyülü havayı soluyarak yokuş yukarı yürüdük. Buradaki evler genelde iki katlı ve alt katları ahır veya depo olarak kullanılıyor. Bu evlerden bir diğer eve geçiş ise abbaralar ile sağlanıyor. Ayrıca eski Mardin evlerinin kapılarının ve pencere demirlerinin mavi olması da dikkatimizi çekti. Bunun sebebini rehberimiz şu şekilde anlattı: Şehir çok sıcak olduğu için akrep çok sık görülüyormuş. Akrepler renk körü olduğu için de maviyi alev şeklinde görüyor ve bu renge yaklaşamıyorlarmış. Aslında bu kısımda istediğimiz kadar çok vakit geçiremedik ama tekrar gidersek meşhur mavi badem şekerinden - şekerin rengini lahor ağacının kökünden aldığını söylüyorlar- mutlaka alacağız ve oradaki mekânlardan birinde şehir manzarası eşliğinde kahvemizi içeceğiz. 




Mardin turumuz bir günlüktü, kesinlikle bize yetmedi. Bir kez daha gidip daha uzun kalmak ve daha ayrıntılı gezmek isterim. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BEYPAZARI-YAŞAYAN MÜZE

Osmanlı'nın İlk Kalesi:Bursa